Irkçılığın emperyalist kökenleri

Emperyalizm kendisini her şeyden üstün görür ve kendisinden başka hiçbir şeye yaşam hakkı tanımaz. Irkçılık da emperyalizmin bu karakterinden güç almaktadır. Irkçılık dediğimiz şey bir öfke patlaması ya da cinnet geçirme durumuna indirgenemez. Kökenleri Batı’nın sömürge tarihine dayanır.

bild1
Tarih: 03-06-2020

Bu satırları yazmaya başladığımda saat gece yarısını geçmişti. Aslında dinlenmeye geçmeden önce sosyal medyadaki son haberlere bakıyordum ki malum paylaşıma rastladım.
Bugünlerde sosyal medyada sürekli olarak paylaşılan bir tepki... Bir çok kez karikatüre dönüşmüş halini gördüm bu tepkinin: New York’taki Özgürlük Anıtı, bir siyahinin boynunu eziyor. Beyaz bir Amerikan polisinin siyahi George Floyd’u boğarak öldürmesi dünya çapında isyana sebep oldu. Başta Minneapolis olmak üzere ABD’nin birçok şehrinde polis şiddetine karşı eylemler var. Halbuki siyahi bir ABD vatandaşı olan Floyd, beyaz tenli polise nefes alamadığını söylemişti. Polis ise Floyd’un direndiğini bahane etmiş, internette yayılan videoda aslı astarı olmadığı ortaya çıkmıştı.

Floyd’un öldürülmesi, ABD’deki polis şiddetine dair ilk olay değil, nitekim kurumsal ırkçılık ABD içinde derin bir kökene sahip. Köleliğin kaldırılmasına rağmen daha 60’lı yıllara kadar toplum içinde siyahilere karşı açıktan bir ayrımcılık yasal olarak uygulanıyordu. İlgili yasaların 1964 yılında devreye sokulan Medeni Haklar Yasası’nın kabulü ile kaldırılmasına rağmen iç savaş zamanından kalma ırkçılığın toplumdaki etkileri hala mevcut. Daha Şubat ayında bu yönde başka bir örnek yaşanmıştı. Georgia eyaletine bağlı Brunswick’te eski bir polis ve oğlu, o esnada koşu yapan 25 yaşındaki bir genci silahla öldürdü. Zanlılar, olaydan ancak iki ay sonra tutuklandı. Gerekçeleri ise, siyahi gencin mahallede hırsızlık yapan bir soyguncuya benziyor olmasıydı. Anlaşılan siyahi olması zanlılar için yetmişti.

bild1

YAPISAL IRKÇILIK BATI’NIN GENEL SORUNU

Yazarken çıkış noktam aslında başka bir olaydı. Bundan 27 yıl önce Almanya’nın Solingen kentinde Neonaziler 5 Türkü öldürmüştü. Failler daha sonra yargılandı, cezalandırıldı. Fakat 5 can geri gelmedi. Daha da vahimi, daha sonra deşifre olan NSU çetesiyle birlikte Almanya’nın ırkçılıkla sorunu yeniden gün yüzüne çıktı. Nitekim Solingen saldırısından dolayı tutuklanan ırkçılar, aynı zamanda iç istihbaratın da mensubu olan bir antrenörün spor merkezinde antrenmana gidiyorlardı. Çıkan sonuçlar, neo-Naziliğin devlet unsurları ile olan bağlantısının adeta bir habercisi gibiydi.[2]

Bu yazının konusu NSU terörü değil. Nitekim Almanya’nın derinliklerine işleyen ırkçılığı Hanau ziyaretinin ardından Mart ayında kaleme aldığım yazımda incelemiştim. Fakat değişmeyen bir gerçeklik var ki o da ırkçılığın sadece Almanya’ya özgü değil, emperyalist Batı’nın genel sorunu olarak var olduğudur. Almanya özeline bakacak olursak bu ay içinde bile ırkçı saldırılarda bir artış görülüyor. Şubat ayındaki Hanau saldırısından bu yana birçok camiye tehdit mektupları, bir camiye de domuz kafası yollandı. Önceki sene de NSU davasının avukatları, NSU 2.0 imzalı tehdit mektupları almışlardı.

Geçtiğimiz günlerde Alman İçişleri Bakanı Horst Seehofer, 2019’da işlenen 41 bin 177 siyasi suçun 22 bin 342’sinin aşırı sağ tarafından işlendiğine dikkat çekerek ülkedeki esas tehdidin buradan geldiğini söyledi. İslam düşmanı suçlar da 2019 yılında yüzde 4,4 oranında arttı.[3] Önemli bir açıklama, çünkü Almanya, aşırı sağ ile mücadelede devlete uzanan ciddi değişikliklere gitmek için çalışıyor. Son olarak da Frankfurt polisinin kendi bölgesinde camiler önündeki güvenlik önlemlerini artırdığı kamuoyuna yansıdı.[4] Fakat güvenlik güçlerinin müdahaleleri gerçekten yeterli olabilecek mi? Bu bir soru işareti.

bild1

SÖMÜRGE VALİLERİNİ UNUTMADIK

Irkçılık dediğimiz şey aslında sadece başka bir insana saldırı, kontrol edilemeyen bir öfke patlaması ya da cinnet geçirme durumuna indirgenecek bir mevzu değildir. Yukarıda sıraladıklarımın hepsi özünde insanın insana yabancılaşması, insanın başka insan üzerinde egemenlik iddiasının bir ürünüdür. Devletler bazında bu anlayış, kapitalizmin en agresif biçimiyle, emperyalizmle kurumsallaşmıştır. 19. yüzyılda Afrika’da uygulanan sömürgecilikte köleleştirilen Afrikalılar, egzotik bir ürün gibiydi adeta. Dönemin sömürge valilerinin günlüklerine, hatıra fotoğraflarına, memlekete gönderdikleri mektuplara bakınca kendi ülkelerinde bulamayacakları bir özgürlüğü ve serbestliği dahi algılayabiliriz. Birçok fotoğrafta sömürge valilerinin, komutanların kız çocuklarının ayağında şortla vahşi hayvanların kadavralarının üzerinde zafer pozu verirken görürsünüz. Dönemin şartlarında memleketlerinde görülmemiş bir şeydir ki bu anavatanlarında sömürgeciliği özenilesi bir şey olarak yansıtır. Emperyalist ülkelerin “güneşin altındaki yerini” güya güzelleştiren unsurlardır bunlar.[5] Halbuki aslında Namibya’da Herero ve Namalara yönelik işlenen katliamdır, ki bu olay dönemin Alman basınında pek de fazla yer almaz. Tersine, memlekette vatandaşların gözleri boyanırken, insan insanı kendi özüne karşı yabancılaştırıyordu.

Kapitalizmin emperyalizm aşamasına geçişiyle birlikte emperyalizm, sömürgelerde kültürel açıdan da egemenlik kurmaya çalıştı. Öyle ki, kendini üstün ırk olarak görme hırsı en fetiş karakterini Hitler faşizmiyle gösterdi.[6]

TARİH TEKERRÜR EDERKEN SORUMLULUKTAN KAÇANLAR

Bir özelliği vardır emperyalizmin ki o da her şeyden üstün gördüğü kendisinden başka hiçbir şeye yaşam hakkı tanımamasıdır. Irkçılık da emperyalizmin bu karakterinden güç alır. Halbuki kültürel, ekonomik ve siyasi tahribatın adıdır emperyalizm. Bizim ülkemizde ‘Karenfoggvari’ yapılanmalarla, soykırım dayatmalarıyla, sivil toplumculuğuyla, cemaatleriyle kendini defalarca göstermiştir. İşte bu araçların çok daha güçlüsü hali hazırda ortaya çıkarıldıkları ülkelerin içinde bulunmaktadır. Onların sayesinde etki kazanır, zamanı gelince de kendisine bağlı askerlerle iktidarlar değiştirir, yaptığı darbeyi de demokratik devrim süsüyle paketler, servis eder.

O paketi açınca içinden çıkanın milyonlarca insanın kanı, göz yaşı, şişme botlarla Ege Denizi’ni aşmaya çalışırken batan umutları, büyük spor salonlarında tek özel alanının etrafı basit bir paravanla çevrili 4 metrekarelik alan olduğunu aslında herkes bilir ama kimse söyleyemez, söyleyeni de kamuoyunda rezil ederler, yalnızlaştırırlar. Çünkü emperyalizm, ihraç ettiği savaşlarla aslında milyonlarca insanın geleceğini söndürür, kendisine karşı direnişi de elindeki tüm imkanlarla kırmaya çalışır. Sonra daha iyi bir yaşam umuduyla kendi kapılarına dayanınca da o dalgayı dizginlemeye çalışır. 2015 yılı bu doğrultuda Avrupa Birliği açısından önemli bir tecrübe oluşturdu. Yeter ki gelmesinler diye sınırlarını kapatmak istediler. Türkiye sınırları açınca da aslında bekledikleri bir şoku yaşadılar.

KORONAVİRÜSÜN GÖSTERDİĞİ GERÇEKLİK

Salgından önce Avrupa’nın gündemi, mülteci kriziydi, daha doğrusu mülteci akımının nasıl engelleneceği. Daha 2015’te gelen mültecilerin tüm görüşmelere ve ikna çabalarına rağmen Avrupa Birliği üyeleri arasında nasıl paylaştırılacakları belirlenememişken Türkiye’nin sınırları açması daha büyük sorunlara yol açmıştı. Ekonomik krizle boğuşan Yunanistan ve İtalya’nın kapasiteleri zaten çoktan tükenmişti. Hakkını teslim edelim, tehdidi gören ve özeleştiriye yeltenen başlıca Avrupa ülkesi Almanya olmuştur. Fakat nüfusunun yarısından fazlası emperyalizmin tahrip ettiği ülkelerden gelen bu ülke en büyük üye olmasına rağmen diğer ülkelere söz geçiremiyordu. Kriz dönemlerinde başını kuma gömen AB dayanışmacılığı bir kez daha kaybolmuştu. Salgının başlaması bireyciliği bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Salgın, tüm dünyada olduğu gibi Avrupa ülkelerini de hayatı durdurmaya zorladı. Sağlık sistemi ve ekonomisi zayıf güney ülkeleri bu süreçte ciddi yara aldı. AB üyesi ülkeler hala ekonomik yardım paketi üzerinde anlaşamazken birbirlerinin sağlık malzemelerini dahi çalar oldular.[7]

Önceki gün Alman Süddeutsche Gazetesi, Nürnberg-Erlangen Üniversitesi’nin 18/19 Mayıs tarihlerinde yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını paylaştı.[8] Salgın sürecinin başındaki hassasiyet gerilemiş durumda. Yaş ve gelir dağılımı düştükçe alınan önlemlere yönelik destek de düşüyor. Yaşlılar ise kendi sağlık durumlarından dolayı duydukları endişe ile daha fazla destekliyorlar. Alman toplumunun içinde yaş ve gelir farkı tanımayan şey ise bireyci ve kendine dönük yaklaşım. Anlaşılan devletler arasındaki rekabet durumu toplumda da hakim.

SONUÇ

Dünyada çapında olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Toplumsal dayanışmanın artık bir ölüm kalım meselesi halini aldığı günlerdeyiz. Tam da bu süreçte emperyalist Batı’nın refah toplumu yanıltması, sert kayaya çarpmış durumda. Ya gelecek nasıl şekillenecek?

Yeni bir dünyanın doğduğu bir dönemdeyiz. Hayatın durduğu bu süreçte Batılı ülkelerde insanlar elindeki imkanların değerini daha iyi anlar hale geldiler, fakat hala bencil bir anlayış hakim. Tam da böyle bir dönüm aşamasında ırkçılığın artırılması, ABD’de iç savaş görüntülerinin yaşanması tesadüf değil. Gücü her geçen gün daha da kırılan emperyalizm artık ortaya çıktığı topraklarda dahi yaşam mücadelesi veriyor.

Gelecek dönemde ise eski dünyanın özeleştirilerinin daha da arttığını göreceğiz, çünkü sistemin yarattığı çelişkiler ile birlikte geleceğin ipuçları da aslında beraberinde geliyor. Almanya kendi devlet yapısını değiştirmeye başladı bile. Bizim de kendimiz için bazı dersler çıkarmamız gerekiyor. Meseleyi sadece saldırının kendisine indirgersek analizimizde tıkanırız. Bu süreçte özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız vatanımızın toprağından aldığımız güçle toplumculuğumuzu, özgeciliğimizi yansıtan bir anlayışı sahiplenmeli, tüm gelişmeleri bu pencereden görmeliyiz. Bireyci kapitalizm can çekişiyor. Yerini ise toplumcu bir anlayış alacaktır. Türk milleti ise bu yeni dünyanın inşasında katkı sunabilecek dayanışmacı anlayışa ve güce sahiptir. Yaşamak için şimdi bize düşen görev, bu birikimimizi insanlığın harcına karmaktır.

Can Çakır
TGB Almanya Başkan Vekili

DİPNOTLAR
[1] https://www.fr.de/panorama/usa-georgia-brunswick-polizei-gewalt-schuesse-ahmaud-arbery-joggen-protest-zr-13755295.html
[2] https://www.wz.de/politik/landespolitik/brandanschlag-was-aus-den-taetern-von-solingen-geworden-ist_aid-25496189
[3] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/almanya-icisleri-bakani-seehofer-en-buyuk-tehdit-asiri-sagdan-geliyor/1855097
[4] https://www.faz.net/aktuell/rhein-main/anschlagswarnung-mehr-polizei-vor-moscheen-in-hessen-16792792.html
[5] Schilling, Britta (2014). The Family Heirloom: Private Memories of Colonialism. Oxford Scholarship Online
[6] https://m.bpb.de/mediathek/178985/die-entstehung-des-rassismus
[7] https://www.aydinlik.com.tr/haber/ab-yi-bol-exit-li-gunler-bekliyor-204714-6
[8] https://www.fr.de/panorama/usa-georgia-brunswick-polizei-gewalt-schuesse-ahmaud-arbery-joggen-protest-zr-13755295.html

tgb-almanya.de

© 2020 Türkiye Gençlik Birliği Almanya